20 Eylül 2014 Cumartesi

İsmail Topkaya: "Altyapı eğitiminde futbola değil çocuğa odaklanılmalıdır. Çünkü çocuk geliştikçe futbol da gelişir."


“Bir proje, bir röportaj” başlığı altında gerçekleştirdiğimiz röportajlardan ikincisini Futbolda Altyapı Eğitimi sayfasının kurucusu İsmail Topkaya ile gerçekleştirdik.
Çanakkale 18 Mart Üniversitesi Eğitim Fakültesi'nde Öğretim Görevlisi olan değerli hocamıza bu uzun ama çok kıymetli söyleşi için teşekkür ediyoruz. 

"İnternet ortamındaki paylaşımlara ilişkin geri bildirimler konusundaki sorunuza gelince şu kadarını söylemek isterim; herkes ama herkes o kadar mutsuz ve umutsuz ki…  Ama aynı zamanda bize mesaj ve telefon ile ulaşan herkes ciddi bir arayış içinde. Daha da önemlisi söz konusu kişilerden ebeveyn olanlar altyapı konusunda örgütlenmiş bir kurum peşindeler. Çoğu eğitimci ise aynı şeyleri düşündüklerini ama hayata geçiremediklerini belirtmekteler."



Futbol Kolektifi: Kendinizi kısaca tanıtır mısınız?


İsmail Topkaya: İnsanın kendisinden söz etmesi ya da kendisini tanıtmaya çalışması çok da anlamlı değil aslına bakarsanız. Ama bizde herhangi birisinin kim olduğu, özellikle de toplumsal yaşamda sahip olduğu statü ve güç çok önemlidir. Çünkü ne denli önemliyseniz o kadar değerlisinizdir. 

Oysa kim olduğunuzdan daha çok ne yaptığınız önemlidir hayatta. Yaşama ne ilave ettiğiniz.

“Olmasaydım olmazdı” diyebileceğiniz bir şeylerin var olmasıdır aslında hayata anlam katabilmek.

Varoluşumuzu anlamlandırmanın biricik yolu bir başka varoluşa neden olabilmektir. Bu üremek dışında her şeydir. Çünkü üremek sizi değil yaşamın sürdürebilirliği meselesidir ve insanın varoluşuna entelektüel bir anlam yüklemez.

Yaptığınız bir işin başkalarını ilgilendiriyor oluşu, yaşadığın gezegeni olabildiğince az tüketmek ve az kirletmek, doğa ile bütünleşerek bir yaşam sürdürmek, tüm canlı varlıkların yaşamına katkı sunabilmek erdemliliği… Bir işi iyi, yararlı ve karşılıksız yapabilme bilgeliği…        

Adaletsizlik, haksızlık, yanlışlık ve yoksullukla mücadele edebilme adına ortaya koyulan her emek değerlidir. Emeğin ürünü olan her kazanım çok değerlidir ve bunları bir araya topladığınızda yaşamı anlamlı kılan belli başlı olgular ortaya çıkmış olur. Bunlara bir bakınız çoğu kendiniz için değil başka birisi ve başka bir şey için ortaya koyduklarınızla varsınızdır. Bütün tarih bunu yazar ve bunu söyler. Siz kendiniz bütünün bir parçasısınız ve kendiniz dışında yaptıklarınızdan ne kadar çok beslendiğinizi anladığınız an “olduğunuz” andır.
Velhasıl önemli ama değersiz olmaktansa değerli ama önemsiz olmayı yeğlemeli insan. Fakat yaşadığın toplumu, çevreyi ve dünyayı iyi ve güzele dönüştürebilmek adına “önemli değerli” seçeneğini tercih edebilir insan. Yeter ki bunu yozlaşmadan yani önemliliği öne almadan yapabilsin.    

Sporda ve özellikle de futbolda yozlaşmayan, yabancılaşmayan bilimsel ve hümanist insanlara çok ihtiyaç var. Yaşamı anlamlı kılmanın emek yoğun çalışma alanlarından birisi de spor ve futbol alanıdır. Sporu ve futbolu ne kadar iyi, güzel, ilkeleri ve değerleri olan bilimsel bir yaşam alanı haline getirebilirsek o denli daha anlamlı kılabiliriz yaşamımızı.             
Hiç olmazsa soruyu yanıtlama adına bir paragrafla da olsa kendimden söz etmeye çalışmam gerekirse, herkes kadar futbol oynadığımı, herkes kadar futbol bildiğimi, ama futbolun bir oyun olarak inanılmaz eğlenceli ve güzel olduğunun mutlak farkında olduğumu söylemeliyim.

Futboldan hiç nemalanmadım ya da nemalanacak bir ortamda bulunmadım. Ama futbola futboldan nemalanıp ona bir anlam ve farklılık getirmeyen birçok insana nazaran sanırım daha çok hizmet ettim. Bu hizmet asıl işim olan hareket, beden eğitimi ve spor eğitimciliği mesleğimin futbol ile sentezinden kaynaklanan “futbol eğitimi” ve özellikle de “futbolda altyapı eğitimi” külliyatı oluşturmaya katkı bağlamında değerlendirilebilir.            

Halen bir kamu üniversitesinde öğretim görevlisi olarak çalışırken, okulöncesi, ilkokul ve ortaokul sürecindeki çocuk ve ergenlerin hareket gelişimi, oyun ve spor eğitimi ile ilgili olarak ders vermeye ve yazmaya devam ediyorum.

Futbol Kolektifi: Futbola ilişkin çalışmalarınızın en çok yoğunlaştığı başlık olan ve internet ortamında da bu isimle ifade ettiğiniz “Futbolda Altyapı Eğitimi” projesini nasıl tarif edersiniz? Facebook veya blog sayfalarını ziyaret edenler nelerle karşılaşırlar? Projenin temel amacı nedir, neleri kapsamaktadır? Projenin faaliyetlerinde sizin dışınızda görev alan kimseler var mı yoksa sizin bireysel çabalarınızla ortaya çıkardığınız bir üretim midir?

İsmail Topkaya: Futbol inanılmaz bir rant alanı… Gerek küresel boyutta gerekse yerel boyutta bu böyle. Futbolu bu rant olgusundan kurtarmak mümkün değil elbette. Ya da mümkün ama bir başka yaşam biçiminde. Tabi bu arada popüler kültürün ve kendini ifade etmenin de önemli bir aracıdır futbol. Durum böyle olunca çocuk ve gençlerin yoğun olarak uğraşı alanlarından birisi olan futbol ister istemez altyapı ve altyapı eğitimini gündeme taşımaktadır.

Altyapı eğitimi özellikle Türkiye’de çok uzun yıllardan beri futbolun yönetim ve işleyişine bağlı olarak aynı tip ve anlayıştaki insanların elindedir. Son yıllarda artan ilgi ve önemine bağlı olarak da yeni konuşlanma alanlarından birisi haline gelmiş bulunmaktadır.

Benim çocuk ve genç insanlar bağlamında baktığımda bu konuyu dert edinmemem gerçekten olası değil. Çünkü yanlışlar, hatalar, cahillikler ya da adına ne denirse densin söz konusu çocuklar ve gençler olunca işler değişir ve hoşgörü yerini şiddetli bir karşı duruşa bırakır. Söz konusu çocuk olunca işler değişir. Çünkü çocuklar ve onların bulundukları altyapılar, birilerinin kendini eğitimci, antrenör ya da yönetici olarak tatmin edecekleri yerler değildir. 

Dahası altyapı birimleri kurumsallaşma adına öncelikli işleri, uzmanlık ve çalışma alanları tamamen çocuk ve gençler olan kişilerin görev aldıkları yerler olmalıdırlar.

Futbol bilgi ve becerisi bir alan bilgi ve becerisidir. Altyapı eğitimi için bir ön koşuldur ama asla yeterli değildir ve olmamalıdır. İkincisi öğretim bilgi ve becerisidir ki; altyapı eğitimciliğinin birincil koşulu olması gerekir. Üçüncüsü gelişim psikolojisi bilgi ve becerilerine sahip olmaktır en az diğerleri kadar önemli bir yeterlilik alanıdır. Bunların hepsinin sentezlendiği alan “futbol pedagojisi” diyebileceğimiz “her yaş grubuna özgü futbol” bilgi ve becerisi demektir. İşte Türkiye futbolu öncelikle bunu hayata geçirmek bunun içinde öncelikle “eğiticilerin eğitimi” modelini çok ciddi olarak uygulamalı eğitim süreçleri ile devreye sokmak zorundadır.

Bizim literatür oluşturma ve internet ortamında bloglar ve sosyal paylaşım teknikleri aracılığı ile düşünce ve görüşlerimizi paylaşmamızın asıl amacı budur. Yani uyandırmak ya da insanların kulağına kar suyu kaçırmak. Futbol eğitimi ile ilgili insanları değiştirmek ve dönüştürmek iddiası içinde olmak için megalomanik bir tutumu benimsemiş olmak ve gerçekten insanların bir şey okuyunca değişeceğine inanmış olmak gerek. Oysa gerçeğin böyle olmadığının bilincindeyiz. Bizimkisi kendimizi dürüstçe ortaya koymak ve var olana reddiye temelinde şekillenen bir tutumun davranışa yansımasıdır. Çünkü biliyoruz ki; aslolan iktidar olmaktır.

Derdimiz bildiğimize inandığımız bilimsel temelli bir konuyu ve bu konu ile ilişkin doğruları, olması gerekenleri söyleme ahlakı sorumluluğunun bir sonucudur. Hele hele iş çocuk ve gençler olursa bu dert ve sorumluluk daha bir önem kazanıyor. Hatta bu bir anlamda “görev” oluyor.

İnternet ortamımızdaki paylaşımlarımızın kendimizi popüler kılma ya da reklam amaçlı olmaması bunun bir göstergesi olsa gerektir. 

Elbette sorunsalların öncelikle sorunsal olmaktan çıkarılıp önce küçük sorulara sonra da sonra da çözümlere ulaştırılması gerekir. Bunun da bir “iktidar” meselesi olduğunu bir kez daha belirtmek isterim. Aslında iş futbolun iktidarını ele geçirmektir lakin o iktidar kendilerini konumlandırmışların ve kendilerini sürdürebilir kılmışların elindedir. Bu anlamda duyarlı insanlara ellerinden geleni yapmaya devam etmeleridir. Bu spordan ve yoğun olarak da futboldaki yeteneksizleri, tembelleri, üretmeyenleri, simsarları, sülükleri temizleme gücüne sahip olunmasa dahi teşhir etmenin yollarını aramak olmalıdır.

Bunun için akıllı, bilgili, becerisi yüksek ama son derece dürüst ve enerjik bir tutum ve davranış şarttır. Türkiye artık futbolda emeğe değer veren bir ülke olmak zorundadır. Birileri hep birileri için değil, herkes birbiri için üretmek zorunluluğu ve bilinci yeşertilmelidir.

Türkiye’de futbol altyapı eğitimi ve kurumsallaşması bir sorunsaldır. Bunun çözümü ise “erk” meselesidir. Türkiye spor ve futbol “erk”lerini tekrar kurmak zorundadır. Mevcut kişilerin birçoğu sistemi yaratanların devamlarıdır. Onlardan umutlu olmak yeni futbol eğitimcisi ve yöneticisi kişileri yalnızca engeller ve yok eder.   

İnternet ortamındaki paylaşımlara ilişkin geri bildirimler konusundaki sorunuza gelince şu kadarını söylemek isterim; herkes ama herkes o kadar mutsuz ve umutsuz ki…  Ama aynı zamanda bize mesaj ve telefon ile ulaşan herkes ciddi bir arayış içinde. Daha da önemlisi söz konusu kişilerden ebeveyn olanlar altyapı konusunda örgütlenmiş bir kurum peşindeler. Çoğu eğitimci ise aynı şeyleri düşündüklerini ama hayata geçiremediklerini belirtmekteler. 

Bundan sonraki süreçte “ayinesi iştir kişinin lafa bakılmaz” düsturundan hareketle ya da “aslolan pratiktir” gerçekliğinin önemini bilerek bu iş için bize olanak sağlayacak bir kulüpte söz konusu altyapı eğitim modelini en azından bir grup üzerinde hayata geçirmeyi isteriz elbette. Ama kendi iş ahlakımız ve değerlerimiz vazgeçilmezimizdir. Mevcut yozlaşmış insan ilişkileri ve endüstriyel futbol piyasacılığının acımasız kural ve uygulamaları içinde hiçbir kulüpte yer almamız mümkün değildir. Biz köle, işçi, uşak ve rakibine saygı duymayan futbolcu kimliği oluşturma amaçlı bir anlayışın antrenörü, eğitimcisi ya da danışmanlığını yapamayız.

Ersun Yanal gibi milyon dolarları, şan ve şöhreti “akademi ruhuna” asla satmamız mümkün değildir. Çünkü insan bir defa yaşar. Bu yaşamı para ve şöhret asla değerli kılmaz. Sadece rahat kılar.  Bu arada sınıf arkadaşımı eleştirme fırsatını değerlendirerek, kendisini var olan sisteme entegre ederek başarılı saydığı ve Türkiye futboluna hiçbir farklılık ve dönüşüm adına katkı sağlamamış olduğu için asla affetmediğimi söylemek isterim.

Futbol Kolektifi: Hocam ülke ve dünya futbolundaki gelişmeleri nasıl değerlendiriyorsunuz?

İsmail Topkaya: Futbolun öncelikle tıpkı diğer oyunlar gibi evrensel bir oyun olduğunu kabul etmemiz gerek. Temel formasyon her yerde aynıdır çünkü. Ülke futbolundan kastedilen şey ise, muhtemelen söz konusu ülkede oynanan futbolun üst yapıdaki taktik yansımaları olsa gerektir ki; zaten en büyük açmazımız da budur.

Ekol (yani okul) bilindiği üzere bir işi, ülkenin ya da kıtanın genetik kültürel kodlarından tutun da, sosyo-ekonomik, coğrafik ve tüm folklorik öğelerinden etkilenen bir biçimde kendine özgü bir işleyiş ile gerçekleştirebilmeye denir. Ürün ile yakından ilgilidir. Ürün verimli değilse ekol asla anlam ve önem taşımaz.

Futbol ekolü de böyle bir şeydir. Kıtalar ve ülkeler ölçeğinde ortaya çıkan ekolün ön koşulu sanıldığı gibi sadece çok çalışmak değil çalışırken strateji ve yöntem meselesini de çözümlemiş olmayı gerektirir. Bu deneysel de olabilir, bilimsel temellerden hareketle de sağlanabilir. Türkiye futbolu ekolsüz bir futboldur. Avrupa kıtası ekolüne yatkın ama gereklerini yerine getirmekten uzak, Asya ekolüne benzeyen ama farkındalığı olmayan bir futboldur Türkiye’nin futbolu. Ülkeler ölçeğinde ise örneğin İngilizler kadar hızlı olamayan, Almanlar kadar devamlılığı ve varyasyonu barındırmayan sığ bir futboldur Türkiye futbolu. Bu bir aşağılama ve yerme değil salt bir saptamadır.

Ekol olmak için önce kıta ölçeğinde bir karar vermek sonra da ülke olarak ekol olabilecek bir futbol derinliğine sahip olmak zorundasınız. Bu sosyo-kültürel bir evrimleşme meselesidir de aynı zamanda. Demem o ki; “Türkiye Futbolu” oynuyoruz ya da oynayacağız diye bir ekol kurmuş olmak mümkün değildir. 

Futbol ekolü denilince akla hemen öz değerlerimiz, milli duruş ve duygular gelir her nedense, oysa futbol bir oyundur ve oyunlar asla milli değillerdir. Oyunlar sadece geleneksel olabilirler. İşte ekol meselesini diğer tüm ön koşulları yerine getirerek bu damardan kurumsallaştırabilirsiniz. Tıpkı görece de olsa 1960 ve özellikle 70’lerdeki Trabzon’daki “horon futbolu”nda olduğu gibi…

Buradan hareketle futbolu evrensel ölçülerde oynayabilecek insan tipine altyapılardan başlayan eğitim modeli ve yöntemleri ile iradi, teknik, taktik, fiziksel ve değerler gelişimi üzerinden başlayarak oluşturmak pek ala mümkündür.

Ancak Türkiye’de altyapı demek sadece futbola erken yaşta başlamak algısından başka bir şey değildir.  Değişmesi gereken topyekûn bir reformdur. Altyapı antrenörlüğünün mesleki ve ekonomik olarak kurumsallaştırılması bu işin başlangıç ve hareket noktasıdır. Yarıştırma amaçlı değil yetiştirme amaçlı eğitim modeli ve kulüp üstyapılarından bağımsız bir örgütlenme ve yönetim biçimi ile yasal yaptırımların ve ekonomik sübvansiyonların denetime açık bir şekilde örgütlendiği işleyiş modeli ise söz konusu reformun miladı olabilir ancak. Bunun dışındaki her çaba ve emek değersiz ya da üretmeyen bir çaba ve emek olacaktır.

Dünya futboluna gelince futbol, futbolu oyun olarak oynamaya doğru evrilmektedir. Hızlı, eğlenceli, seyir zevki giderek artacak olan bir evrilmedir bu.  Bu evrilmede işin iki püf noktasından birincisi; bireysel olarak top ile ilişkilerdeki beceri düzeyi ve hızlılık ikincisi; kolektivist oyunda yeniden biçimlenme. Her bir parçanın anlamlı ve çok önemli işlevselliğine dayanan bütünsel performans; yani takım oyunu… Bunu başaranlar uluslar arası ölçekte kendilerini sürdürmeye devam edecekler. 

Son dünya kupası organizasyonunda birçok maçı izleyerek, taktik oyun odaklı analizlerimi internet ortamında paylaştım. İşi ciddiye alıp en azından BESYO futbol antrenörlüğü okuyan kişiler ile tartışalım istedim ama ne gezer… Üniversitelerin ilgili birimlerindeki antrenörlük eğitimlerinin çoğunun hali içler acısı. Öğretim elemanları yetersiz ve uygulamalı eğitim olabildiğince az ve kalitesiz. Alın size birkaç örnek, futbol antrenörlüğü son sınıf öğrencisi arkadaşlarımıza soruyorum savunma ilkelerini söyler misin? Yanıt yok... Peki hücum ilkelerini? Yine yanıt yok… Bir başka gruba soruyorum çabukluk antrenmanını futbola özgü nasıl dizayn edersiniz? Yanıt yok… Peki 8 yaşındaki çocuklarının kritik dönemlerinden hareketle futbolu nasıl oyunlaştırırsınız? Maalesef yine yanıt yok. Bu tüm Türkiye’deki durumun böyle olduğu anlamına gelmez belki ama, yine de iç karartıcı bir durum. Bu çocukların ve gençlerin çoğu Ermen Toroğlu, Ahmet Çakar, Rıdvan Dilmen vb kişileri dinleyen ve futbolu onların anlattığından ibaret sanan kişiler ne yazık ki… Çoğu John Cruyff’un futbolunu ve futbola getirdiklerinden bihaber… E durum böyle olunca bizin futbolumuzun standardına da çok şaşmamak gerek…

Ben Afrika futbolu adına karamsar olduğumu belirtmek isterim. Önceki ve bir önceki organizasyona göre duraklama hatta gerileme içinde olan Afrika futbolu Avrupa’nın tersine daha bireysel oyuncu odaklı ve taktik olarak daha az seçenekli oynamaya yönelmiş bir oyun profili çizdi diye düşünüyorum. Oyuncuların çoğunda fundemantal sorunlar üst düzeyde. 

Brezilya dışında Latin futbolunun yine keyifli, hızlı ama daha kolektif olduğunu, bunun da sistematik futbola geçerken özgün futbollarından ödün vermeden yaptıklarını düşünüyorum. Brezilya bir muamma değil aslında. Motivasyona bu denli önem atfetmenin sporda hiç de sağlıklı olmadığına dair ders niteliğinde bir öğreti sundular bize. Bunun yanı sıra herkes Brezilyanın çok sistemli oynadığı için başarısız olduğu tezini ileri sürüyor olsa da ben sisteme dayalı dizilişteki görev ve sorumlulukların isabetli olarak belirlenmemesine bağlı bir “taktik problem” olduğunu düşünüyorum.

Almanya, Hollanda öncelindeki Avrupa bence olağan istikrarını devam ettirdi. İspanya’nın durumu olağan bir durum değil. Fransa çok iyi olmasına karşın bir turnuvada henüz istediklerini sahaya yansıtacak taktik ve bireysel oyuncu yeterliliğine bağlı yetersizlikler sergiledi. Ama Fransa Avrupa şampiyonasında daha iyi olacaktır.   

Futbol Kolektifi: Ülke olarak bu turnuvada yer alamadık. Katılamayışımız tek başına bir ölçüt değildir ancak ülke futbolunda çeşitli eksikliklerin olduğu aşikar. Sizce ne gibi eksiklikler bizim dünyanın önde gelen futbol devlerinin gerisinde kalmamıza neden oluyor? Ülke futbolunun idari yapısı ve organizasyonu mu? Bilimsel veri eksikliği mi? Maddi kaynak eksikliği mi? Altyapıya verilen önemin yetersiz olması mı? Tesis eksikliği mi? Başka bir sebep mi? 

İsmail Topkaya: Temel sorunsalımızın birçok alanda olduğu gibi “oryantalist” tutum ve tavrımızdan kaynaklandığını düşünenlerdenim. Modelden çok bireysel yaklaşımlara, yöntemlerden çok alışkanlıklara bağlı toplumsal bir kültüre sahibiz. Bu futbol alanı için de böyle. Bir adamın “TÜRKİYE FUTBOL DİREKTÖRÜ” olduğu bir yaklaşımda ne modelden ne yöntemden ne bilimsellikten ne de nesnellikten söz etmek safdillik olur.

Futbolun geniş halk yığınlarının temel uğraşı (oynayarak eğlenme) alanı olmadığı toplumlarda, çocukların okul ve kulüplerde seçilmişler olarak spor yapma modeliyle gerçekleştirildiği modeller ideal olmasa dahi verimli olabilir. Ancak bu tip futbolcu yetiştirme sistemlerinde seçimlerden ziyade eğitim biçiminin doğruluğu ve verimliliği hata götürmez. Bizde yaşanan sorun budur.

Futbolcu seçiminin doğal ayıklanma yöntemine dayandırılmasından daha iyi bir yaklaşım yoktur aslında. Futbolcu seçme büyüklerin sözüm ona futbol otoritesi olma psikopatlığından başka bir şey değildir.

Ne yapmak gerek?

Altyapı eğitiminin kulüpler ayağı ile mi? Federasyon ayağı ile mi? Yoksa sadece işi altyapı olan Federasyon destekli kulüpler ayağı ile mi gerçekleştirilmesi gerektiğine karar vermek öncelikli iş olmalıdır.

Altyapı eğiticilerinin eğitimi öncelikli iştir. Altyapı antrenörlüğü özlük hakları ve sosyal statüsü ile ciddi bir meslek haline getirilmelidir.

Çocuklar kazanma amaçlı değil yetişme amaçlı ligler aracılığı ile müsabakalara alınmalıdırlar. Yetişmiş çocukların seçimleri birkaç futbolcu simsarına bırakılmamalı, eğitim boyunca tutulan istatistikî kayıtlar profesyonelleşmede ciddi veri olarak kabul edilmelidir. 

Piramidin en altından olmak üzere her yıl 8 yaşından en az 1000 çocuğun formal eğitime başlanması sağlanmalı 10 yıl sonunda %10’luk  elit futbolcu % 5’lik özel futbolcu ve % 1’lik yıldız futbolcu oranına ulaşma hedeflenmelidir.

Bu konuda önerim çok.  Uçuk gelecek önerilerimden birisi de şudur; Her ilde ilçede iddialı kişilere altyapı eğitimi konusunda akredite edildikten sonra 10 ila 20 arasında futbolcu adayı çocuğun futbol eğitimini üstlenmesinin sağlanmasıdır. Söz konusu eğitici maaş ve özlük hakları sağlanmalı ve çocukların eğitim hakları ve olanakları başta olmak üzere haftada 5 gün 1 saat kış ve yaz mevsimlerinde de eğitim yapabilecekleri tesislerden yararlanmaları protokoller ile sağlanmalıdır. Her 6 ve 12 ayda bir gelişimler gözlenerek kayıt altına alınmalı ve denetlemeler sonucu verim göstermemiş eğiticiler ile sözleşme sonlandırılmalıdır. Bu oran Türkiye çapında 10.000 çocuğun eğitime alınması demektir. Bu 10.000 çocuğun ilerleyen eğitim süreci sonunda performans dönemi için önemli bir kitlesellik oluşturacağı mutlaktır. Bu modeldeki avantaj eğiticilerin kendilerini baskı altında hissetmeden tamamen yetiştirici odaklı hissetmeleri ve davranmaların sağlamakla ilgili olup, söz konusu çocukların da okul ve kulüp modelinden daha farklı olarak “kazanma odaklı yarışmacı” psikolojisik baskısından uzak olmalarının sağlanmasıdır.   

Futbol Kolektifi: Siz de internet üzerinden yayın yapan bir sayfanın yöneticisisiniz ve çok faydalı içerikler üretiyorsunuz. Peki, sizce bilgisayar, internet ve teknolojik olanaklar ülke futboluna katkı sağlama doğrultusunda yeterince kullanılıyor mu?

İsmail Topkaya: Elbette hayır. Önemli olan eğitimde ve alan ile ilgili pratikte teknolojiyi kullanabilme becerileridir. Biz şimdilik teknolojiyi sadece haberdar olmak için kullanıyoruz. Sosyal paylaşımlara bir bakılırsa ne kast ettiğim görülür. Kopyala yapıştır, beğendiğini paylaş ve beğen… Genel olarak eğilim ve durum budur. Oysa teknoloji asıl amaca giden yolda kullanılması gereken yöntemi destekleyen teknik olmalıdır. Teknoloji çocuğun daha iyi öğrenmesi için yarar sağlıyorsa anlamlı ve gereklidir. Bunun dışında bir süs ve bir baskı aracı olmaktan öteye gitmez.

Bu konuda diğer bir nokta teknolojinin eğiticiler tarafından nasıl kullanıldığıdır. Günümüzde özellikle sosyal paylaşım olanakları kendini ifade etme, kendini gerçekleştirme uğraşı, farkındalık oluşturma gibi bireysel nedenler ve amaçlar ile kullanılmaktadır daha çok. Oysa aslolan kendini geliştirmeye yönelik onu kullanmak ve fark yaratacak bir şeylerin varsa bunu paylaşmaktır. Bu anlamda da yine aşmamız gereken uzun bir süreç olduğunu düşünüyorum.

Futbol Kolektifi: Son noktada sizin yürüttüğünüz çalışma bireysel ve gönüllü bir çalışma. Bu konuda esasen sorumluluk sahibi sayılabilecek federasyon, akademi veya başka kuruluşlarca yabancı kaynakların yeterli düzeyde incelendiğini ve oradaki verilerin ülke futboluna kazandırıldığını düşünüyor musunuz? Sizce bu konuda neler yapılabilir? Bu saydığım kuruluşlar ne gibi adımlar atabilir?

İsmail Topkaya: Kesinlikle düşünmüyorum. Dediğim gibi bilgi sahibi olmadan fikir sahibi olma refleksimiz o kadar yoğun ki… Muhtemelen bastırılmış kişiliğimiz, engellenmiş müteşebbisliğimiz ve elimizden alınmış var olma imkânlarımız nedeni ile bulduğumuz her olanağı öncelikli olarak kendimizi ifade etmek için kullanmayı tercih ediyoruz.

Bu anlamda her zaman söylediğim şey işim pratiğine yansımayı ne denli başarıp başaramadığımızdır. Bu konuda Federasyon geniş bütçesi ve yaptırım gücü ile futbola dair yeni, farklı ve en önemlisi hayata dair kim ne söylüyor ve öneriyorsa onlara “işte meydan işte olanak” demesidir. Güzel söyleyeni değil güzel söyleyeni güzel eyleyeni bulmak, yararlanmak ve onu ödüllendirmek gerek.

Futbol Kolektifi: Hocam sizi futbola ve altyapıya ilişkin çalışmalarınızın yanı sıra eğitimci yönünüzle ve aslında temel eğitim aşamasındaki Beden Eğitimi ve Spor müfredatı üzerine çalışmalarınızla da tanıyoruz. Sizinle röportaj yapma fırsatı bulmuşken özellikle değinmek istediğimiz bir konu da aslında bugün yaşadığımız sorunların temelinde yer alan bir husus; ülkemizde genel anlamda spor yapma kültürünün oluşması hakkındaki görüşlerinizi de okurlarla paylaşmak isteriz. Sizce ülkede gençlerin kabarık ders müfredatlarının yükü altında futbolla veya başka sporlarla ilgilenmek için son derece kısıtlı zaman, tesis ve danışabileceği kişiler bulduğu bir ortamda -sadece futbol değil- genel anlamda toplumda spor yapma kültürünün oluşmasına yönelik olanaklar ve sınırlar konusundaki düşünceleriniz nelerdir? Ülkemizdeki genel eğitim felsefesi içerisinde bu hususa ilişkin hassasiyetlerin düzeyi nedir?

İsmail Topkaya: Bu konuda yapılacak tek şey çocukların ve elbette ebeveynlerin onların gelecekleri açısından endişelerini ortadan kaldırtır. Bunun sistematiğini kurmak çok kolaydır. Çocukların eğitimleri boyunca takip edilmeleri sağlanmalı, bununla ilgili bilgisayar programlarından yararlanılmalıdır. Altyapı eğitimlerinde ağır kondisyonel antrenmanların yapılması engellenmeli ki zaten doğru da değildir, ayrıca performans sporcusu adaylarına eğitimleri boyunca etüd ders sınav hakları uygulaması getirilmelidir. Bakınız bunların hepsi çok basit kurumsal eşgüdüm ve işbirliği ile çözümlenecek sorunlardır.  

Futbol Kolektifi: Hocam öncelikle akademik anlamda yeni dönemde ne gibi çalışmalar yapmayı planlıyorsunuz? İsmail Topkaya’nın ajandasında ne gibi konular yer alıyor, hangi konulara eğilmeyi planlıyor?

İsmail Topkaya: “Futbolda altyapı eğitimi” kitabının geliştirilmiş 2. baskısı, “okulöncesi eğitiminde hareket etkinlikleri” kitabının 3.baskısı ve “hareke beden eğitimi ve spor eğitiminde öğrenme ve öğretimin temelleri” kitabının da 4 baskısı üzerinde çalışıyorum. 2014 yılı sonuna değin bunlar bitmiş olacak. Bu arada güncel yazılar ve dersler dışında karşılıksız ve gönüllülük temelinde genç arkadaşların altyapı eğitimine ilişkin danışmanlık isteklerini yanıtlamayı sürdüreceğiz.

Futbol Kolektifi: Bir diğer sorumuz da İsmail Topkaya’yı önümüzdeki dönemde futbola ilişkin bilgi ve deneyimini hayata geçirebileceği bir projenin parçası olarak görebilecek miyiz? Her hangi bir kulüpte görev alması, altyapı eğitimi veya yetenek tespiti benzeri her hangi bir projede yer alması veya bir pilot çalışma benzeri bir çalışmanın parçası olmanız söz konusu mu? Nasıl değerlendiriyorsunuz bu konuları?

İsmail Topkaya: Altyapı eğitimi ve yönetimi mantığı “endüstriyel futboldan” farklıdır. Siz her ne kadar endüstriyel futbola hizmet etmiş olsanız da çıkış noktanız ve eğitim süreci özellikle temel altyapım eğitiminde tamamen hümanist bir çizgide yürümek zorundadır. Çünkü çocuklar ile uğraşıyorsunuz. Çocuğun olduğu yerde amaç futbol değil sadece çocuğun kendisidir. Futbol orada bir araçtır.

Bizim en büyük yanlışımız futbolcu yetiştirmek için uğraşırken özne olarak hep futbolu düşünüyor ve amaçlıyor olmamızıdır. Oysa çocuk geliştikçe futbol da gelişir. Yani gelişen aslında futbol değil çocuktur. O zaman futbolu geliştirme işi ile değil çocuğu geliştirmeye odaklanmak durumundayız.

İşte bu felsefe ile hareket edecek, olanakları yeterli bir kulüp ile her zaman her koşulda ve her yerde çalışabilirim.

Peki böyle bir kulüp var mı?

Ne dersiniz?  

Röportaj: Futbol Kolektifi-Ulaş Taştekin

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder